|
Tweet |
Prof. Dr. Över, yaptığı açıklamalara göre, AFAD verileri incelendiğinde, 5 ila 25 kilometre arasındaki derinliklerde yüzlerce depremin meydana geldiği tespit edildi.
Bu depremlerin büyük bir depremin habercisi olup olmadığına dair kesin bir yorum yapmanın zor olduğunu belirten Prof. Dr. Över, "Büyük deprem olmadan bunu söylemek doğru olmaz." dedi.
Över, ancak, 2017 yılında Biga Yarımadası'nın güneyinde benzer bir sismik aktivitenin 3 ay boyunca sürdüğünü ve büyük bir depremin yaşanmadığını hatırlattı.
Son günlerde arta Ege Denizi depremlerinin sonuçlarını analiz ederek değerlendiren Prof. Dr. Semir Över, “AFAD verilerine göre, derinlikleri 5-25 km arasında değişen yüzlerce deprem meydana geldi. Bu sismik hareketlilik volkanik bir aktivitenin habercisi olup olmadığı konusunda farklı görüşler ortaya konuyor.
-“Depremler volkanik mi, tektonik mi?”
Depremlerin volkanik kökenli olup olmadığını anlamak için gaz çıkışı, su sıcaklığında artış gibi belirtilerin gözlemlenmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Semir Över, “Ancak şu ana kadar bu tür gözlemler yapılmadı. Bunun yanı sıra, meydana gelen depremlerin dağılımı ve odak mekanizmaları incelendiğinde, hareketlerin kuzeydoğu-güneybatı (KD-GB) yönlü normal fay sistemleri ile ilişkili olduğu tespit edildi. Bu durum, sismik aktivitenin tektonik kaynaklı olduğu görüşünü güçlendiriyor. Eğer depremler volkanik kaynaklı olsaydı, gaz ve magmanın basıncı sonucu farklı yönlerde düzensiz kırıklar ve faylanmalar oluşurdu. Ancak mevcut veriler, depremlerin büyük kısmının kuzeybatı-güneydoğu (KB-GD) yönlü çekme gerilmesi ile ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.” diye konuştu.
-“Büyük bir deprem bekleniyor mu?”
Bu yoğun sismik aktivitenin büyük bir depremin habercisi olup olmadığı konusunda kesin bir şey söylemenin de mümkün olmadığının altını çizen Prof. Dr. Semir Över, “2017 yılında Biga Yarımadası'nın güneyinde benzer bir deprem fırtınası yaşanmış ancak büyük bir deprem meydana gelmemişti. Ancak bu durum, şu anki aktivitenin büyük ve yıkıcı bir depreme neden olmayacağı anlamına da gelmiyor. Zira, Santaroni-Amorgos adaları arasında 7.4 ve 7.1 büyüklüğünde, biri 25 km diğeri ise 60 km derinlikte meydana gelen depremler, bölgede büyük ölçekli sarsıntıların yaşanabileceğini gösteriyor. Özellikle 7.4 büyüklüğündeki depremin odak mekanizması, mevcut deprem fırtınasındaki 4.0 ve üzeri büyüklükteki depremlerle benzerlik taşıyor. Bu da hareketliliğin volkanik değil, tektonik kaynaklı olduğunu destekleyen bir başka önemli veri olarak öne çıkıyor.” şeklinde konuştu.
-“Batı Anadolu ve Ege sahili için tehlike var mı?”
Depremlerin doğrudan Türkiye'yi etkilemeyeceği düşünülse de, büyük bir deprem meydana gelmesi durumunda şiddetli sarsıntılar ve tsunami riski oluşabileceğini değerlendiren Prof. Dr. Semir Över, “9 Temmuz 1956'da bölgede meydana gelen 7.4 büyüklüğündeki depremin odak mekanizması, günümüzde yaşanan depremlerle benzer özellikler taşıyor. Afrika levhasının Helenik Yayı boyunca Anadolu ve Ege Bloku'nun altına dalması sonucu meydana gelen gerilmeler, bölgede normal faylanmalara yol açıyor.” dedi.
Özellikle Pliny-Strabo Zonu boyunca gelişen tektonik hareketlerin, Datça ve Bozburun yarımadaları için risk oluşturduğunu kaydeden Prof. Dr. Semir Över, son olarak şunları söyledi:
“Bölgede yapılan saha çalışmaları ve deprem analizleri, KB-GD yönlü çekme gerilmesinin etkili olduğunu ortaya koyuyor. Sismik boşluk olarak nitelendirilen bu bölgelerde deprem riskinin göz ardı edilmemeli.”